|
Her hali ve tavrıyla Kurana ve sünnete
uygun yaşayan örnek bir veli idi. O’nun
yanında dünya dertlerini unutur,
gönüllerimiz ferahlar, içimiz manevi bir
lezzetle dolardı. Fazla konuşmadan hal
hatır sorar, gözleri ile sevgisini ifade
eder, bir tatlı tebessümle gönülleri
alırdı. Ziyaretçilerini dualarla memnun
eder, Kuran ve Hadisten alınmış sözlerle
nasihat ederdi..
Bir asırlık çınardı Hafız Halil Necati
Amca… Bir Haziran sabahı ebediyete yolcu
olurken geride sevenlerinde tarifsiz bir
hüzün ve özlem bıraktı. Onun sevgi dolu
güzel yüzünü, şefkatli bakışlarını,
muhabbetli okşayışını, kucaklayıcı
dualarını çok özledik.
Hafız Halil Necati Amca, rahmetli Mahmut
Esad Coşan Hocaefendi’nin muhterem
babaları idi. 1900 yılların başında
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe
köyünde doğmuştu. Babası, Osmanlının son
dönem büyük âlimlerinden, Gümüşhaneli
Ahmed Ziyaeddin Efendinin evladı kadar
sevdiği ve değer verdiği bir
talebesiydi.
Halil Necati Amca küçük yaşta dini
tahsilini köylerinin yakınında bulunan,
yine Gümüşhaneli halifelerinden
Çırpılarlı Hacı Ali Efendi’nin
medresesinde yaptı.
Medreselerin kapatılması sonunda ilme
ara vererek ticaret için İstanbul’a
yerleşti. O zamanki maddi imkânsızlıklar
ve çeşitli nedenler dolayısı ile
ticarette başarılı olamadı. Bunu ilim
yolunda devam etmesi için bir manevi
işaret olarak kabul eden Necati Amca,
kendi ifadesi ile ‘veresiye defterini
Haliç’e atıp, ticaret defterini
kapattı’. Girdiği memuriyet
imtihanlarını başarıyla verip, Fatih
Müftülüğü’nde memur olarak görev yapmaya
başladı.
Bundan sonraki hayatı hep âlimlerle,
meşayihle birlikte geçer. Gümüşhaneli
meşayihinden Abdülaziz Bekkine
Hocaefendi’nin sohbetlerine devam eder.
Kendi ifadesi ile O’nu o kadar çok sever
ki bir gün bile görmeden duramaz. O’nun
vefatından sonra Mehmet Zahid Efendi Hz.
yanında bulunur. Hocaefendiye
muhabbetleri ve bağlılıkları da tarife
sığmaz. Sabah namazlarından sonra
birlikte hafızlık derslerini
tekrarlamaya başlarlar. Böylece tekrar
hıfzını sağlamlaştırır.
Hocaefendi’nin vefatından sonra irşad
makamına geçen oğlu muhterem Mahmut Esad
Coşan Hocaefendi’ ye hem baba olarak
sevgileri hem de manevi olarak
bağlılıkları ve destekleri devam eder.
O’nun vefatından sonra da torunu
muhterem Muharrem Nurettin Coşan
Hocaefendi’ye aynı bağlılık ve
desteklerini sürdürürler.
Rahmetli Mahmut Esad Coşan Hocaefendi
ile sevgi, muhabbet ve bağlılıkları tam
bir İslam ailesi numunesi idi..
Hocaefendi; her vesile ile her zaman
saygıyla onun elini öper, çevrede
göremediğinde hemen ‘Babacığım nerede?’
diye sorar, ona hürmet eder, duasını ve
gönlünü alırdı.
Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’nin ani
vefatı günlerinde hepimiz çok büyük acı
içinde idik. Fakat Necati Amca’nın acısı
ve üzüntüsü elbette kıyas kabul etmezdi.
Ama biz O’nun gözü yaşlı, ağzı dualı,
sabırlı ve metin halini gördükçe sabır
ve metanet kazanıyorduk. O büyük acıya,
o acılı günlere O’nun bu hepimize örnek
olan metin ve sabırlı tavrıyla daha
kolay dayandık.
Her hali ve tavrıyla Kurana ve sünnete
uygun yaşayan örnek bir veli idi. O’nun
yanında dünya dertlerini unutur,
gönüllerimiz ferahlar, içimiz manevi bir
lezzetle dolardı. Fazla konuşmadan hal
hatır sorar, gözleri ile sevgisini ifade
eder, bir tatlı tebessümle gönülleri
alırdı. Ziyaretçilerini dualarla memnun
eder, Kuran ve Hadisten alınmış sözlerle
nasihat ederdi..
Ziyaretçilerini büyük küçük kim olursa
olsun dış kapıya kadar uğurlar, onlar
dış kapıdan çıkıncaya kadar tebessümle
arkalarından bakar, onları yolcu etmeye
devam ederdi.
Sevenlerini evlatları gibi görür, her
derdi ile ilgilenir, davetine icabet
etmeye çalışır, duaları ile destek
olurdu.
Bir asrı geçen yaşı ile, zayıf ama dinç
bedeni ile her vakit cemaatle namaz
kılmaya çalışır, bilhassa sabah
namazlarını cemaatle kılmaya dikkat
ederdi.
Çilehane Mescidinde sabah namazları
onunla bir başka güzeldi. Namaz sonrası
işrak vaktine kadar Kuran-Kerim, evrad
ve dualar okunurken can kulağı ile
dinlerdi. Sonrasında hatm-i hacegan
yapılır ve dua faslında o kendine has
seslenişi ile gönülden gelen, sımsıcak,
dinleyenleri kendinden geçiren dualar
ederdi.
O meclisten kalktığınızda tatlı bir
ferahlık hisseder, bir müddet cennet
bahçesi ne benzeyen ilim ve zikir
meclisinde bulunmanın manevi hazzını
yaşardınız.
Cuma Namazlarını çoğunlukla İskenderpaşa
Camii’nde kılardı. Son zamanlarda yaşı
ve sağlığı elvermediğinden Çilehane
Mescidi’nde kılmaya başlamıştı. Cuma
Namazı sonrası musafaha ve dua halkası
oluşur, Necati Amca herkesin yüreğini
duaları ile adeta sımsıcak ısıtırdı.
Diş hekimi bir kardeşimizden
dinlemiştim:
Fatihte Bıçakçı Alaaddin Camii yakınında
öğrenci evinde kalıyorduk. Evimize ve
sohbetlere yeni gelen bir arkadaş vardı.
İlk heves arkadaşlardan görüp bir misvak
almıştı. Ama kalın ve iri bir misvak
olduğu için aramızda biraz alay konusu
olmuştu. Herhalde kardeşimiz buna
üzülmüş fakat bize belli etmemişti. O
zamanlar camii komşumuz olan Necati
Amcayla sabah namazlarında görüşüp
duasını almak için yarışırdık. Bu
kardeşimiz de o sabah namazı sonrası
şevkle Camide Necati Amca’nın elini
öptüğünde gözlerimizi yaşartan bir
hediye ile karşılaştı. Necati Amca
cebinden çıkardığı ince ve zarif bir
misvağı o kardeşimize hediye ediyordu.
Bir hekim arkadaş anlatmıştı. 90’lı
yıllarda Ramazan ayında itikafa niyet
etmiştim. Ama iftar sonrası çay içmezsem
şiddetli bir baş ağrısı başlıyordu.
İftar sonrası çay içmek itikaf adabında
yoktu. ‘Ya itikafta da baş ağrısı
tutarsa ne yaparım?’ diye düşünüyordum.
İtikaf mescidi olarak o zamanlar
Fatih’te Necati Amcanın evinin altındaki
Mescid seçilmişti. İlk gün ‘iftardan
sonra baş ağrısı olmaz inşallah’ diye
düşünürken biraz sonra Necati Amca
elinde bir termos sıcak çayla geldi.
‘Kardeşlerimize ikram edersiniz’ diye
söyleyip dua ederek ayrıldı. O anda
hissettiğim ferahlığı ve sevgiyi
anlatamam.
Anadolu’dan Necati Amcayı ziyarete gelen
bir arkadaşımızla beraber Çamlıca’daki
evlerine gitmiştik. Uzun zamandır
ziyaret edemediğim için mahçup bir halde
‘Efendim, ziyaretinize gelmeyi çok
istiyoruz ama dünya telaşından dolayı ve
fazla rahatsız etmemek için gelemiyoruz’
dedim. Sanki beni duymamış gibi bir
hatırasını anlatmaya başladı.
‘Aziz Efendi Hazretlerini çok severdim.
Adeta her gün görmesem, meclisinde
bulunmasam yapamazdım. Kardeşlerimiz
bana Sarıyer’de bir camide görev
ayarlamışlar. Çok da uygun bir görevmiş.
Ama ben Aziz Efendiden uzak kalırım diye
gitmedim. Bunu Aziz Efendiye anlatınca
şöyle dedi. ‘Evladım mühim olan gönül
yakınlığıdır, mühim olan gönül
yakınlığıdır, mühim olan gönül
yakınlığıdır ‘
Aziz Efendi’nin sözlerini tekrarlarken
gözlerime bakarak, kendine has ses tonu
ve vurgusu ile söylemişti. Bu esnada
hissettiğim sevgi, muhabbet ve
mahcubiyeti anlatamam.
O adeta bizlerin bir dua kapısı idi. Her
işimizde, müşkülümüzde, derdimizde,
sevincimizde bizlere ortak olur, duaları
ile her zaman yanımızda olurdu. Bir
kardeşimizin derdi sıkıntısı olsun da
Necati Amca onu sormasın, bir
kardeşimizin düğünü, sevinci olsun da
onu paylaşmasın, duaları ile destek
olmasın mümkün değildi. Bir asırlık
yaşına ve nispeten zayıf bedenine rağmen
sevenlerinin yanında oldu, Peygamber
ahlakı gereği gönüllerini aldı.
Herkesle ayrı ayrı ilgilenir, halini
hatırını sorar, hane halkına selam
gönderir, bir dua ve tebessümle gönlünü
alırdı. Öyle ki yakınında bulunan herkes
en çok kendisini sevdiğini zannederdi.
Bu tavır ve sevginin Peygamber ahlakının
gereği olduğunu vefatından sonra bir
sohbette öğrendim.
İnsan elindeki kıymetlerin değerini tam
olarak bilmiyor. Vefatından sonra geçen
bir senede ona olan sevgi ve şefkatine
ihtiyacımızın ne kadar büyük olduğunu
gördük.
O’nun Süleymaniye’de kabrinde sevdiği
büyük âlimlerin, hocaefendilerin yanında
olduğu gibi, cennette Resulullah
efendimizin sancağı altında, çok sevdiği
Hocaefendiler ile beraber bulunduğunu
düşünmek en büyük tesellimiz.
Rabbim rahmetiyle ve lutfu ile muamele
etsin, sevenlerini de onunla birlikte
Peygamberimizin sancağı altında, Havz-u
Kevserde buluştursun İnşallah.
|